SÖyleyİn Ne Yapsinlar |
Yazyagmuru Kayıtsız Üye
 |
|
Süheyla töre cinayetinden "tesadüfen" kurtulabilmiş az sayıdaki kadından biri. Ölümden, öldürülmekten kurtulması yetmiyor ama yaşaması için. Hayatta kalabilmek ve hayata tutunabilmek için de çok uzun bir yolu var hâlâ. Bir yandan öldürülme korkusu, bir yandan korunma ihtiyacı, bir yandan da geçim derdi, psikolojik sorunlar, sosyal handikaplar.... Onun hayatını birlikte okumaya, "şans"larını, yapabileceklerini gözden geçirmeye ve sanki elimizdeymiş gibi yapmasını sa lamaya çalışmaya ne dersiniz? Farzedin ki hayatını-hayatımızı temize çekiyoruz... Belki birileri bu hayatın temize çekilmiş halini görür ve geri dönüşsüz müsveddesine gerek kalmadan onu öylece, temiz bir şekilde yaşar...
Onu tanıdı ımda hastaneden yeni çıkmıştı. Vücuduna saplanan kurşunlar günlerce bilinci yitik bir şekilde yata a ba lamıştı onu. Uyandı ında ilk ne hissetti acaba? Sordu umda, hatırlamadı ını söylemişti. Ama gözlerine takılan yabancı nesnelerle birlikte, mutlaka aklına da bir şeyler düşmüştü elbette. Şimdi zaman zaman gözlerinin dalması, o anları hatırlamasından mı, bilmiyorum.
Daha önce de bilincinden onu uzaklaştıran darbeler yemişti kafasına. Ama bilincini en son ve en uzun yitirdi i yer, bir sokak ortasıydı, kocasından kaçıyordu. Karanlıktı. Sa da solda, pencerede insanlar görüyordu ama kimse yardım etmiyordu. Kulaklarını sa ır edecek kadar güçlü bir ses ve daha önce hiç duymadı ı acıyı duyana kadar, yine de umutla bir yardım bekledi. Sonrası sokak gibi karanlıktı.
Kocası yedi-sekiz kurşunu vücuduna doldurduktan sonra, öldü üne karar verip bıraktı onu orada. Hemen babasını aradı "tamam" dedi "namus temizlendi."
Süheyla şimdi 27 yaşında. Aramızda yaşayan gerçek bir kadın. Kendisi gibi hayatı da filmlerdeki kadar, belki onlardan bile daha gerçek. Daha do rusu, hiç yaşayamadı ı, kocaman bir kabus demek belki daha do ru olur. Ama öyle bir kabus ki yıllardır bitmek bilmiyor. Kocası tarafından öldü sanıldı ı için ölmeyecek kadar "şanslı", ama döndü ü hayatta, her gün ölüm korkusuyla, o olmazsa hayata tutunamama korkusuyla yaşayacak kadar şanssız. Tabii bunlara şans denebilirse...
Ne yapsaydı? Türkiye'nin bir köyünde (Ki sandı ınız gibi Güneydo u'da de il, kuzeyde, denizi olan bir yerdeki köyünde) 12 yaşındayken, kendisinden en az 20 yaş büyük birine "verildi inde" ne yapsaydı? Bir sene sonra do urdu u çocu u oraya bırakıp canını anne-baba evine zor attı ında, yeni bir "evlilik"ten başka çare dayatılmadı ında önüne, ne yapsaydı? Ya, ilk defa severek evlendi i üçüncü kocası beynine beynine vurmaya, kömürlü e, tuvalete kilitlemeye başladı ında?
Cevap vermeden önce, koşullarını düşünmeyi unutmamak gerek tabii: Bir işi, e itimi, parası yok. Ona yardım etmeye hazır bir ailesi de. Tersine "senin yerin kocanın, çocuklarının yanı" diyor, çektiklerine aldırmıyorlar. Zaten dayak onların da en az kocası kadar başvurdukları bir iletişim yöntemi.
Ne yapsaydı?
|
|
23.11.2007 07:31 |
|
|
Reklam
Info: Bu Mesaj otomatikmen yazilmistir ve Reklam icermektedir.
Bizi desteklemek icin Reklamlarin üzerine tiklayiniz.
 |
|
|
Reklamlarinizin burada yayinlanmasını istiyorsanız buraya başvurun info@kardeslerboard.org
|
|
|
|
Yazyagmuru Kayıtsız Üye
 |
|
Süheyla kocası onu çocuklarıyla birlikte terkedene kadar beklemekten başka çare bulamadı. Sonunda tek başına kaldı. O zaman yorucu da olsa bir iş, kötü de olsa bir ev buldu. Bu süreçte ona yardım eden insanlar oldu, bazıları erkekti bunların.
Ayakları üzerinde durmaya başlayınca da kocasından boşanmak istedi. Bunun onun için bir ölüm sözleşmesi anlamına geldi ini bilmiyordu henüz; ya etrafında "başka" erkek olmasından, ya da sadece -tarafından terkedilmiş bile olsa- kocasından boşanmak isteme "cüretini" göstermesinden!
Burada artık "aile meclisi" giriyordu devreye. Ailesi, kocasına emri verdi: Onu öldür, dedi. Kocası ona "sana çocukları gösterece im" yalanını söyleyince inandı Süheyla. Belki de inanmadı, başına gelecekleri anladı ama artık gücü kalmadı ından inanmayı tercih etti. Bilmiyoruz, çünkü bunları araştıracak, soruşturacak, ortaya çıkaracak -ve düzeltecek- bir sistem yok Türkiye'de henüz.
O gece sokak ortasında kurşunlandı. Hastaneye kaldırılırken, kocası onu öldü sanıp kaçmıştı çoktan.
***
Sonrası, yani bu "tesadüfen" hayata dönüş sonrası, devlet ona "kucak açtı." Ama nasıl?
Kendilerince "güvenli" dedikleri bir "ev"e yerleştirdiler onu. Bu evlerden çok yoktu devlette. Olanların nasıl, hangi anlayışla yönetildikleri de çok tartışmalıydı. Batıda, gelişmiş ülkelerde "Kadın sı ınma evi" deniyordu bu evlere; devlet her türlü altyapısını, güvenli ini karşılıyor ama yönetimine karışmıyor, işletmeyi bu konuda deneyimli sivil kadın örgütleri yapıyordu. Burada kalan -böylece önce canını kurtaran- kadına psikolojik ve hukuki destek sa lanıyor, çocuklarına kreş, bakım hizmeti veriliyor, kadın kendi ayakları üzerinde duracak duruma geldi inde de iş, kira, sosyal yardım sa layarak oradan ayrılmasını sa lıyordu.
Türkiye'de çok az sayıda olan evlerde ise ne böyle bir anlayış, ne de böyle koşullar vardı. Daha önce ba ımsız sivil örgütler tarafından bu anlayışla kurulmuş evler de devlet deste i olmadı ından, yaşayamamıştı. Bir belki iki örnek vardı sadece; kapasiteleri çok çok az. Aile-koca şiddetinden kaçan kadın ve çocukların sayısına yetişmesi mümkün de ildi.
Yine de Süheyla onlardan birine yerleştirilme "şansına" sahip oldu.
Ama kocası onu defalarca kömürlü e kapattı ından, pencereleri demir parmaklıklı olan bu mekanda kalabilmesi mümkün de ildi.
Psikolo a gönderdiler; "senin bir şeyin yok" dedi.
Ne zaman soka a çıksa, kocasının akrabalarıyla karşılaşma ihtimali oluyordu, bu bir iki kez gerçekleşti de. Zor kaçtı ellerinden.
Kaldı ı yerde bazen di er kadınlardan biri "sinir krizi" geçiriyor, bir olay çıkıyor. Bazen kapıya onlardan birini arayan koca dayanıyordu.
Daha uzak bir yerde, kendi evinde yaşamak istedi. Ama parası, işi yoktu. Belediyeden sa ladı ı yardım parası, belki çok ucuza ama kötü şartlarda üstelik güvenlikli olmayan bir ev tutmasına yetecekti, ama sonra?
Sizce ne yapsaydı?
|
|
23.11.2007 07:34 |
|
|
Yazyagmuru Kayıtsız Üye
 |
|
Süheyla'nın psikolojisi kadın sı ınma evinde kalmaya olanak vermedi. Kendini demir parmaklıkların arkasında güvenliksiz, onca kadının arasında yalnız hissetti. Omuzundaki kurşun sürekli sızlıyordu. Geceleri uyuyamıyor, sabahları zor ediyordu. Sabah iş aramaya çıkıyor, akşam yorgun argın, eli boş dönüyordu.
Bu dönemde ona yardımcı olmak isteyen birkaç kadın arkadaşı oldu. Tamamen kişisel çabalarla, yine "tesadüfen" elde etti i bir şans. Bu -denebilirse- şansı elde edemeyen yüzlercesi vardı.
Oradan buradan yardımlarla bir ev bulundu ona. Ancak bulunan ev ucuz, ucuz oldu u için de sa lıksız ve çevre koşulları onun gibi "çok korunaklı" bir yerde yaşaması gereken bir kadın için uygun de ildi.
Yine de dar attı kendini o eve.
İyi kötü bir iş de buldular ona. Az paralı ama en azından "güvenli."
Ama söyledi imiz gibi "çevre koşulları" çok iyi olmayan bu evin bulundu u semt, onu ölüme mahkum eden insanlarınki kadar olmasa da beyinleri örümcek a ıyla kaplı insanlarla doluydu. Rahat vermediler.
Ev sahibi eve giriş çıkış saatlerinden misafirlerine kadar her şeyi sorguladı. Bazen başka imalarla kapısına dayandı. Zaten insanlara karşı tüm güvenini kaybeden Süheyla, geceleri camını zorlayan insanlardan a açlıklı alana kaçtı. Kimbilir gerçekten camı zorlanmış mıydı, ona mı öyle gelmişti? Ruh haliyle hiçbir uzman ciddi bir şekilde ilgilenmemişti ki bu ortaya çıksın! Sonuçta onun kaçtı ı, kaçmak zorunda kaldı ı, korktu u şeyler vardı işte... Ve bu korkular gerçekti.
Süheyla o evden de kaçtı. Onu arkasına bakmadan bir kez daha kaçıran bu korkulardı. Başka türlü davranması mümkün de ildi.
Yine korunaksız, biraz güvendi i insanların evinde kalmaya başladı.
Bir iki sı ınma evini denedi yine. Her gitti i yer, di erinden kötü geliyordu ona. Asansörlere bile binemezken, kapalı kapılar içinde olmak nefes almasını engelliyordu.
Üç kuruşluk maaşının önemli bir kısmını devlete vergi olarak veriyordu. Ama sosyal devlet olma iddiasındaki bu devlet onu koca alemde yalnız bırakmıştı işte.
Bu arada polislerle işbirli i yaparak, kocasına bir randevu vermeyi ve onu yakalatmayı ihmal etmemişti. Bu yüzden kocasının ailesi iki kat daha fazla düşmüştü peşine. Baronun kendisine verdi i avukatın kapısını aşındırıyorlardı sürekli; biraz yalvararak, biraz tehditle yerini ö renmeye çalışıyorlardı.
Bu durumdayken, bir de mahkemeye çıkacak, kocasının ve peşindeki akrabalarının önünde ifade verecekti.
Ne yapsaydı?
|
|
23.11.2007 07:36 |
|
|
Yazyagmuru Kayıtsız Üye
 |
|
Süheyla, yaşadı ı şehrin valili i tarafından -ki bu her zaman, her yerde olmazdı- korunarak götürüldü mahkemeye. Sanık sandalyesindeki kocası ve arkada mahkemeyi dikkatle takip eden ailesi ile arasında etten duvar örüldü.
Bu konuda da şanslıydı. Bu etten duvar, töre tehdidi altındaki birçok kadın ve gencecik kız için örülememişti.
Bir tanesini sokakta öldüremeyen ailesi, yaralı yattı ı hastanede, içeri ellerini kollarını sallayıp girerek öldürmüştü (Devletin aklına, nedense bunu yapacakları gelmemişti, oysa törenin hiç şakası olmadı ını yasalar bile biliyordu artık, söylüyordu).
Savcılıkların kapısını aşındırmalarına ra men, öldürülmekten kurtulamamış daha niceleri vardı.
***
Süheyla onlardan olmamıştı; canını kurtarmış, şimdi mahkemede kendisini öldürmeye çalışan kocasının ve onun bitiremedi i işi bitirmeye çalışan akrabalarının karşısında konuşuyordu.
Verdi i ifade aylar sonra kocasının ceza almasını sa layacaktı (Ama sadece 6 yıl yatacaktı kocası, şimdiden 6 yıl sonra ne yapaca ını düşünüyordu kara kara)
Ama yine yalnız, yine yalnızdı işte.
Kendi ailesi bile ona sırt çevirmiş; yüzyıllardır bütün kadınlar için söylenen sözleri söylüyorlardı mahkemede. Hem de kızlarının canına kasteden ve cinayet teşebbüsünün üstünü örtmeye çalışan aileyle birlikte. Ne söylenirdi hep bir kadın için? "Onun sevgilisi vardı", "iffetli bir hayat sürmüyordu", "çocuklarına bakmıyordu."
Yalandı. Ama do ru olsaydı ne olurdu ki? Öldürülmeli miydi? Ceza, en yakınları tarafından, "ölüm" olarak mı verilmeliydi?
Hukuk devleti, vatandaşlık yasaları, böyle mi diyordu?
Hayır.
Ama bu söylenenler, incinmiş, hırpalanmış bir kadını daha fazla hırpalamaya yarıyordu. Örselenmiş ruhu, biraz daha örselendi o gün. Kocasının tehditkar bakışları da cabasıydı; korkusunu arttırdı. Korkusunu arttıran bir başka şey de mahkeme çıkışında peşine takılmaya çalışan akrabalar oldu.
Kaçmayı başardı.
Ama ölümden ve şimdilik sadece.
Dışarıda onu bekleyen şeyler aynen duruyordu.
***
Süheyla o günden bu yana çırpınıyor. Sadece hayatta kalmak için de il; yaşayabildi i hayatta ayakta durabilmek için.
Hala kapısını kapayıp, kendini güvende hissedece i bir evi yok.
Hala demir parmaklıklı kadın evlerine giremiyor; zaten yer de yok.
Parasını kişisel çabalarıyla ona yardım etmeye çalışan başkalarının verdi i paralarla kötü, so uk, izbe otellerde kalıyor. Bu yardımların da hayat boyu sürece i meçhul.
Psikolojik yardıma ihtiyacı var, ama bir psikiyatra ödeyecek parası yok.
Hala kendi evini tutaca ı bir parası yok. Hala sokaklarda kocasının akrabalarıyla karşılaşıyor zaman zaman, koşarak izini kaybettirmeye çalışıyor.
Zaman zaman umudu azalıyor ve "ölsem de kurtulsam" diyor, intiharı düşünüyor.
SÖZ VEREN BELEDİYE BAŞKANI KİM SÖZÜNÜ NİYE TUTMUYOR
Son umudu, bir belediye başkanının verdi i "söz"deydi.
Ona kurum olarak bir ev tutmaya ve bir süreli ine de olsa kirasını ödemeye söz veren adı bizde saklı bu başkan, 15 gündür verdi i sözün altına imza atmadı ı için, Süheyla o izbe otelden, bu izbe otele gezip duruyor.
Sizce ne yapsın?
* Sözünü henüz tutmayan ve tutaca ına dair bir umut da vermeyen belediye başkanının kapısında mı uyusun?
* Kendini sokaklara atıp, kocasının akrabaları tarafından öldürülmeyi mi beklesin?
* İntihar edip bütün bu sıkıntılardan kurtulsun mu?
* Yoksa "kurtulmayı" başarıp, aynı sıkıntıları yaşayan di er kadınlara örnek mi olsun?
E er sonuncusunu seçtiyseniz, nasıl? Ne yapsın Süheyla?
|
|
23.11.2007 07:38 |
|
|
|